Mad Men (2007) – 1960‘lı yıllarda, New York’ta orta ölçekli bir reklam şirketi olan Sterling Cooper’da çalışan Don Draper’ın çevresinde dönen olaylar konu ediliyor. İş hayatında çok başarılı olan Draper’ın çalkantalı özel hayatı çok iyi dramatize edilmiş. 60’li yılların Amerika’sında geçen dizide kullanılan kostüm ve setlerin de dizinin başarısındaki yeri çok büyük.
Ancak benim açımdan diziyi başarılı kılan bir başka öğe; seyreden kişinin istemesi halinde dizinin yarı belgesel bir niteliğe kavuşabilmesi. Dönemin Amerika’sında sosyal hayat, kadına bakış, ırkçılık, sigara ve içki tüketilmi gibi konular çok güzel bir biçimde gözler önüne seriliyor.
Dizide sigara tüketimi başlıbaşına bir konu aslında, ve bunun nereye kadar gideceği, nereye varacağı çok merak uyandırıyor. Hemen hemen her sahnede en az bir kişinin elinde sigara ve/veya içki var. Barlar, evler, iş yerleri basta olmak üzere, toplu taşıma araçları ve hatta hatta asansörler de dahil herkes her yerde sigara içiyor. (Bu kesinlikle bir abartı değil, zira II. Dünya Savaşı sonrası ve 60’lar Amerika’da sigara kullanımının zirve yaptığı yıllar) Kahramanımız Don Draper da çok sigara içiyor, hatta yavaştan yavaştan senaristler Bay Draper’ı öksürtmeye başladılar bile. Dizinin yan konularında biri de, Sterling Cooper ve en önemli müşterilerinden biri olan Lucky Strike ilişkileri, tütün sektörüne yavaş yavaş gelmeye başlayan reklam kısıtlamalarının bu iş ilişkisine yansımaları.
Çok güzel yazılmış, oynanmış, önüne gelen her türlü ödülü silip süpüren bu diziyi herkese şiddetle tavsiye ederim.