mitoloji her yerde

Achilles’in annesi Thetis, su tanrıçasıdır. Annesi oğluna kimsenin zarar vermemesi için kutsal ölümsüzlük nehri Styx’da yıkama kararı alır. Ancak kendisinin bu suya dokunmaması gerekir. Achilles’in topuklarından birinin arka kısmından tutarak suya daldırır. Böylece Achilles ölümsüz hale gelir. Yalnız tek bir zaafi vardır. Annesi onu suya daldırırken topuklarının birinin arkasından tutmuştur ve topuk bağı suyun dışında kalmıştır. Geleceğin büyük kahramanı işte tek zaafi olduğu bu yerinden darbe ile öldürülecektir. Achilles’in Türkçedeki ismi Aşil’dir, Aşil Tendonu ismi de bu mitostan gelir. Achilles Achilles dediğimiz bu adam Truva filminde Brad Pitt tarafından canlandırılmıştı. Tanrılar ismen ve cismen aramızda dolaşıyor. Sadece antik kentlerdeki tapınak ve heykellerden bahsetmiyorum. Yerebatan Sarnıcı’ndaki Medusa başını gören bir kişi aynı akşam Pegasus Hava Yollarına ait bir uçak ile Antalya’ya gidebiliyor. Bakın mitoslar ne diyor; Perseus tarafından kafası kesilerek öldürülen Medusa’nın Poseidon’dan olma çocukları Pegasus ve Chrysar gövdesinden dışarı fırlar. Avrasya maratonunda koşan bir sporcu ismini Yunan tanrılarından almış Avrupa ve Asya kıtalarını birbirine bağlayan 15 Temmuz Köprüsü (Ben şimdi niye güldüm?) üzerinde koşar. Peki “maraton” ismi nereden geliyor? Haberci asker Filipides, Atinalıların Perslere karşı kazandığı zafer müjdesini vermek için savaşın yapıldığı Maraton’dan Atina’ya doğru koşmaya başlar. Müjde tüm Batı için o kadar büyük ki, adamcağız 40 km‘lik yol boyunca bir kez olsun mola vermez. Şehir merkezine gelip Atinalılar‘a “yendik!” diyerek son nefesini verip, oracıkta yığılıp kalır.

suriye lirasi

Size 2010 ve 2017 arasında Suriye’de tedavüle giren bankonatlar hakkında biraz bilgi vereceğim. Bu bilgilerin bütünü üzerinden uzun uzun konuşulabilir. 50 Suriye Lirası; Ön yüzünde iki tane kil tablet bulunuyor, bunlardan dikdörtgen olanı Lazkiye yakınlarında Akdeniz’e kıyısı bulunan antik bir liman şehri olan Uragit’de bulunmuş. Bu tablet Ebced rakamları denilen alfabetik bir sayı sistemini kullanarak yazılmış. Yuvarlak olan ise Milattan Önce 2500 yıllarına tarihlenmiş bir Ebla Tableti. Arka yüzünde 1984 yılında tamamlanmış Hafız Esad Ulusal Suriye Kütüphanesi bulunuyor. 100 Suriye Lirası; Ön yüzünde Şam’ın 120 KM güneyinde bulunan Busra Antik Şehri’ndeki Roma tiyatrosu ve kemerli geçitin ana kapısı. Busra’daki bu antik tiyatro bizim Aspendos’a çok benziyor, aynı zamanda Aspendos kadar iyi korunmuş. Arka yüzünde Emevi Cami’nin avlusunda bulunan 8 Roma sütunu üzerine oturtulmuş Hazine Kubbesi. Suriye Merkez Bankası binası ve üzerinde ailesinin köklerinden dolayı “Arap” Philip olarak da bilinen Roma İmparatoru Marcus Julius Philippus resmi bulunan bir sikke var. 200 Suriye Lirası; Ön yüzünde çapı 20 metreyi bulun Asi Nehri üzerindeki Bizans’tan bu yana dönmeye devam eden tarihi su değirmeni var. Bu değirmen UNESCO Dünya Mirası Listesinde. Arka yüzünde Palmira Antik Kenti’nde bulunan Ba’al Tapınağı’nın tavan süslemeleri var. 500 Suriye Lirası; Ön yüzünde Şam Opera Binası var, kompleksin resmi ismi Esad Kültür ve Sanat Merkezi. Opera salonunun yanısıra, tiyatro ve sergi salonları da mevcut. Arka yüzünde Humus’taki bir Bizans villasında yer alan “Müzisyenler Mozağiyi” ve Ugarit Antik Kenti’nde bulunmuş 3400 senelik bir tablet, bu tablet üzerinde dünyanın kayda geçmiş en eski melodisini barındırıyor. ‘Hürri İlahisi’ adındaki şarkı , Ugarit kraliçesi Nikkal için bestelenmiş. 1000 Suriye Lirası; Ön yüzünde Suriye’nin tam ortasında diyebileceğimiz bir yerde bulunan, “Çölün Gelini” diye de bilinen Palmira Antik Kenti’ndeki Roma tiyatrosu var. Arka yüzünde As-Suwayda Antik Kenti’nde bulunmuş, üzerinde üzüm hasatı betimlenmiş Roma mozağiyi ve Zeytin dalları mevcut. 2000 Suriye Lirası; 2017 yılında tedavüle giren bu bankonotun ön yüzünde esas oğlan Esad ilk defa ortaya çıkıyor, hemen yanında ise Emevi Cami. Sanki burada ince bir mesaj var ama ben çözemedim. Arka yüzde 250 sandalyeli Suriye Halk Konseyi binasının içi resmedilmiş. Suriye rejimi İslam öncesi demeden Ugarit, Roma, Bizans, hangi medeniyet olursa olsun hepsini onure etmiş. Paralarının üzerine koyarak içselleştirmiş. Kültür, sanat ve tarihi öne çıkarmakla kalmamış, elden ele geçen bu paralarla bu zenginliklerin reklamını yapmış. Biz ise tam aksi istikamete gitmişiz. Sadece 7. emisyondaki 20 milyon liranın arka yüzünde Efes Antik Kenti var. Genel olarak İslam öncesi medeniyetlere gereken önem verilmediği gibi arka plana itilmeye çalışılıyor. Mesela Ankara’nın amblemi olan Hitit Güneşi bir gecede minarelerle değiştirildi. Tarihi eserler sadece sergilenip turizm geliri elde etmek için var. Müze diye gezilen yerlerin hepsi aslında laboratuarın olmadığı, akedemik çalışma yapılmayan birer sergi salonu.

kısa kısa old havana

Geziden önce, ABD’nin uyguladığı kısıtlamalar bizi de biraz düşündürmüştü. Tamamen göz korkutma, bilet alırken “people to people”i gönül rahatlığıyla seçin, kimsenin birşey sorduğu yok. Sonra size uçakta vize yerine geçecek bir kart verecekler. Bu kartın parasını ($50) check-in esnasında sizden tahsil edecekler. Onu dolduracaksınız o kadar. Bu söylediklerim Delta için geçerli, eğer Frontier ile giderseniz aynı kart $110 ve prosedür biraz daha müşakkatli. Muhtemelen siz araştırmanızı yapmışsınızdır ama biz yinede biraz bahsedelim. Küba ambargo nedeniyle dolar için %10 gibi bir komisyon alıyor. Yaklaşık 1 USD = 0.87 CUC. Bizim fırsatımız olduğu için EURO temin edip gitmiştik, sizin de fırsatınız varsa tavsiye ederim, en azından paranın bir kısmı için.

Atlamamanız gereken dört meydanı ve iki sokağı var Old Havana’nın. Plaza Vieja, Plaza de San Francisco, Plaza de Armaş, Plaza de la Catedral. Obispo diye bizim İstiklal Caddesine benzeyen bir sokak ve Paseo de Martı, ben şahsen bu sokağı görmesem çok pişman olurdum.

Son olarak bir iki restorant tavsiye edelim. Kahvaltı için La Vitrola, zaten bu Plaza Vieja’nın hemen köşesinde. Lamparilla sokağının üstünde Bar 361 diye bir bistro (bar restorant) var, Google Maps’te Lamparilla Tapas & Cervezas diye geçiyor, Google puanlaması 5 üzerinden 4.8. Buranın sea food risottosu mükemmeldi, biz hiç ana yemek ısmarlamadan çeşit çeşit tapas yedik. Buranın bir başka özelliği Lamparilla gibi ücra bir sokakta, çölde bir vaha gibi karşınıza çıkması. Bitiriyorum, El Figaro diye bir bistro, eskiden Berberler Sokağı diye geçen bir yer, yanında üç bistro daha var. Aguiar sokağı üzerinde, Plaza de la Catedral’e yürüyerek 5 dakika. Bu arada yerli biraları Bucenero gayet güzel.

rıza nur dosyası

Turgut Özakman’ın Rıza Nur Dosyası kitabı, Rıza Nur’un 1935 yılında yazdığı ve 1960 yılına kadar yayınlanmaması şartıyla British Museum’a bağışladığı 4 ciltlik “Hayatım ve Hatıratım” dizisinin bir eleştirisi. Kafalardaki Rıza Nur imajını şekillendirmede bir hayli başarılı. Ancak Özakman gereksiz bir ad hominem tutum ile kendisini Rıza Nur seviyesine düşürmüş mü diye bazı sorular oluştu kafamda. Rıza Nur’un cinsel hayatını (-ki Rıza Nur’un kendi cümleleriyle anlatmış) ciddi bir tarih tartışmasının neresine oturtabiliriz? Belki de kitabın dördüncü bölümünde, Rıza Nur’un ruh sağlığının incelendiği bölüme altyapı oluşturma amaçlıdır. Ruh sağlığını incelemek gerekli mi, o da tartışılır. Mesela din hakkındaki görüşleri de kendisi üzerinde negatif bir hava oluşturulmak için toparlanmış sanki. Rıza Nur’un kitabını başucu kitabı yapan islamcılara bir gönderme. Yani demek istiyor ki, siz bu adamı referans gösteriyorsunuz ama bakın o sizin dininiz için neler neler demiş. Bütün bunların dışında kitabı beğendim. Rıza Nur’un başta Musolini hakkındaki düşünceleri ve kaleme aldığı Fırka Programı bile tek başına kendisi hakkında not vermemize yeterli. Rıza Nur dört ciltlik hatıratında sadece Cumhuriyet’e (ve kuranlara) saldırıyor olsaydı mevcut iktidar kitabı bir şekilde köpürtürdü. Ama skalası bir hayli genişmiş, Abdülhamit, son halife Abdülmecit, Kazım Karabekir, Namık Kemal, Mehmet Akif…

penaltı

Futbolcu penaltının haksız olarak verilildiği düşünüyor, penaltı kaçınca da “yukarıda Allah var” anlamında gökyüzünü gösteriyor ve sarı kart görüyor. Sonuna kadar haklı bir sarı kart. Rizespor Başkanı Hasan Kartal ise, “yukarıda Allah var” anlamında gökyüzünü gösteren futbolcusunun oyundan atılmasını, “yukarıda Allah yok mu?” diye eleştirmiş. Peki bu tip tartışmalı penaltılar gol olunca, “yukarıda Allah var” diye düşünüp, hakeme itiraz ettikleri için gidip hakemden özür diliyor mu oyuncular. Veya niye itiraz ediyorlar ki, “yukarıda Allah var” penaltıysa gol olur, değil ise gol olmaz, mantık aynı mantık.

iki ceylan yavrusu

Mustafa Kemal, Abdülhamid’in oğlu Abid Efendi’ye iki ceylan yavrusu hediye etmiş. Breh breh breh… Nerden biliyoruz, ilk haftasında 750 bin basılan Yılmaz Özdil’in “M. Kemal” kitabından. Peki o nerden biliyormuş, İsmet Bozdağ’ın “Sultan Abdülhamid’in Hatıra Defteri” kitabından. Peki o kitabın kaynağı ne, Süleyman Nazif’in, çok kızgın olduğu İttihatçıları itham için, Utarit dergisinde “Abdülhamid’in Hatıratı” başlığı altında aslında gizliden gizliye kaleme aldığı Abdülhamid’i savunan, İttihatçıları eleştiren metinlerinden. Konuyla ilgili Ali Birinci’nin 18 sayfalık bir makalesi var, isteyenlere linkini verebilirim. İki ceylan yavrusunun dışında özetle şunu diyor Yılmaz Özdil, Mustafa Kemal Abdülhamid’e saygılı, Abdülhamid Mustafa Kemal’e duacı. Yılmaz Özdil, adam akıllı araştırma yapmadan, sorgulamadan, yalan yanlış metinlerden alıntılar yaparak, belki milyonlarca satacak bir kitap ile bu iki şahsiyeti barıştırıyor. Kitabı ağırlıklı olarak Atatürkçüler okuyacağı için Abdülhamid’i sempatik göstermiş oluyor. Yıldız Sarayı Tiyatrosu’nda, elinde kanyak, Arturo Stravolo’nun sahnelediği operayı izleyen Abdülhamid birileri için sempatik olabilir. Ama konu o değil. Abdülhamid, iktidarın toplumu dönüştürme projesindeki temel taşlardan biridir. Gerçekte ise bir yalnız adam. Mehmet Akif Ersoy’dan tut Halide Edip Adıvar’a, Kut’ül Amare kahramanı Halil Kut’tan tut Tevfik Fikret’e kadar hiç sevilmeyen bir şahsiyet. İslamcılar yanına bir adam bile koyamıyorlarken, Yılmaz Özdil beyefendi Abdülhamid’in yanına Mustafa Kemal’i koyuvermiş.

kurt kanunu

Vahdettin Engin’in danışmanlığını yaptığı Kurt Kanunu (2012) dizisini bitirdim. Toplam 18 bölüm. Adamın isminden dünya görüşünün ne olduğunu anlamak zor değil. Kemal Tahir’in güzelim romanını “Yerli ve Milli” toplum yaratma projesine meze yapmışlar. Halkçılara da, İttahatçılara da giydirebildiği kadar giydirilmeye, Halkçıları ayrıca gevşek göstermeye çalışılmış. Yapımcı Kurtlar Vadisi’nin yapımcısı PANA ama yine de izlenir. İzmir Suikastı’nı merak edenlere tavsiye ederim. Bence Kemal Tahir, romanında Kara Kemal karakteri üzerinden kendi tarafsız görüşlerini aktarır. Önemli olduğu için biraz bilgi vereyim. Kara Kemal savaş sonrası İttihat ve Terakki triosunun (Enver, Talat, Cemal) yurdışına kaçması sonucu dağılmış partinin en yetkili kişisi haline gelir. Lakabı Küçük Efendi, Talat Paşa’ya da Büyük Efendi derlerdi. Kurtuluş Savaşı sırasında Kara Vasıf ile birlikte Karakol Cemiyetini kurup Anadolu’ya silah kaçırırlar. Romanda (ve dizide) Abdülkerim hariç herkes gerçek ismi ile geçiyor, her nedense eski Ankara Valisi Abdülkadir ise zampara Abdülkerim olarak. (Bakın burası çok önemli), dizinin 15. bölümünün sonlarına doğru Eski Maliye Nazırı Emin Bey ve Kara Kemal arasında geçen sohbet sahneleri, dönemi anlayabilmek açısından çok önemli, mutlaka izleyin. Benim düşüncem İzmir Suikastı’nde Kara Kemal işin bizzat içinde ve Terakkiperver Paşalar (Kazım, Ali Fuad, Refet, Rauf) ise haberdardır. Komitacı gelenekten gelmiş, Teşkilat-ı Mahsusa gibi sadece partiye hizmet eden bir istihbarat örgütü kurmuş eski İttihatçıların suikastle iktidar olmaya girişmeleri ve daha sonra idam sephasında dillerine hürriyet kelimesini pelesenk etmeleri ilginç tabi. Zira oradan iktidar değil muktedir çıkardı. Evet, kurunun yanında yaş da yanmıştır. Sonuç olarak bu bir hesaplaşmadır, ne kadar kılıfına uydurulduğu tartışılır. Kurtlukta düşeni yemek kanundur. Peki ben bütün bunları niye yazdım, Vahdettin Engin’lerin tarihi daha da saptırmamaları için. Bu şahıs 11 Şubat 2012 yılında yayınlanan ve dizininde konuşulduğu Tarihin Arka Odası programında Osmanlının Fransa, Almanya ve İngiltere kadar olmasa da sanayileşmiş olduğunu iddia etmişti. Birinci Dünya Savaşı’ndandan hemen önce Osmanlının petrol ihtiyacı İngiltere’nin binde biri kadardır. Bu rakamı da Taha Akyol’dan aldım, kendi mahallelerinin adamıdır. Aynı programda konu konuyu açıyor ve Türk Tarih Kurumu başkanlığının kendisine de teklif edildiğini ve kabul etmediğini söylüyor Vahdettin Engin. Şu sırılar çok tartışılan Atatürk’ün CHP’ye bırakmış olduğu İş Bankası hisseleri varya, işte o hisselerden alınan kar payları hep bu kuruma bağışlanıyor. Yani bu kuruma atanılmak istenen veya atanılan bu zihniyetteki adamların parasını bir nevi Atatürk ödemiş oluyor. Hisseler hazineye aktarılsa da aktarılmasa da bu paralar bir şekilde yandaşlara gidiyor, CHP’ye değil.

ilber ortaylı

İlber Ortaylı’nın kişisel kütüphanesini Saray’a bağışlaması, ve ardından gelen Kültür ve Turizm Bakanlığı danışmanlığı çok da fazla kafaya takılacak şeyler değil. Zaten 2017’de de Erdoğan’ın elinden Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Ödülünü almıştı. Yöneticilerin gelip geçici devletlerin (ve ödüllerinin) kalıcı olduğunu unutmamak gerek. Sırf o dönemde talihsiz bir Cumhurbaşkanı var diye böyle büyük bir devlet ödülünden mahrum kalmasını istemek doğru olmazdı. Kişisel kütüphanesini Saray’a bağışlamasıda aynı şekilde algılanabilir. Sonuç olarak devlete bağışlıyor. Yine hatırlayacağınız üzere Galatasaray Üniversitesi’nin ahşap binasında çıkan büyük yangın sonucunda İlber Ortaylı’nın adını taşıyan kütüphane kül oldumuştu. Bu yüzden İlber Hoca’nın kitaplarını yeni yapılmış ve muhtamelen en iyi yangın söndürme sistemleriyle donatılmış Külliye’ye bağışlaması da teknik bir karar olabilir. (Lan olayı nasıl da rasyonilize ettim be, siyaset gerçekleri eğip bükme sanatı demişler, umarım fesli vari çıkışlar yapıp bana yazdıklarımı sildirmez). Şu an göreve geldiği Kültür ve Turizm Bakanlığı danışmanlığı da Topkapı Sarayı Müze Başkanlığı görevinden pek farklı değil özünde. Ertuğrul Günay’ın nasıl o dönem (2007-13) bakanlığa faydalı olduğunu düşünüyorduk ise aynı şekilde İlber Ortaylı da faydalı olacaktır. İlber Ortaylı’nın bu kadar üzerine gidilmesi ve eksenden çıkarılması ikinci bir Alev Alatlı sendromu yaşatabilir bize, ve bu bizim açımızdan ağır olur. Aynı şey Ara Güler için de geçerli. Söylemek istediğim şu, gelişmeler hoşumuza gitmese de eleştirmek için oldukça erken. İlber Ortaylı geleceğin medyası olan YouTube’da en çok görüntülenen kişilerden biri, adeta bir marka. Ve bu marka aslında Saray nezdinde Siyasal İslam tarafından da tescillenmiş oluyor. Son yazdığı Gazi Mustafa Kemal Atatürk kitabı sadece KitapYurdu internet sitesinden 35 bin adet satılmış. Kitaptan küçük bir alıntı; “Tarihin akışını değiştiren, ona mührünü vuran veya büyük tehlikelere mâni olan liderlere her memlekette rastlamak mümkün değildir. Atatürk dünya tarihinin nadiren gördüğü bir dehadır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, hiçbir mağlup milletin direniş göstermediği zamanda siviller ve askerlerle dünyaya meydan okumuştur.”

mustafa suphi ve tkp

Mustafa Suphi’de (Jön Türk) İttihat ve Terakki tornasından çıkmış bir düşün insanı. O da ilk başlarda merkezi ademiyetçi, kurtuluşu Fransız Ihtilali’nde görüyor. Rousseau’nun Toplum Sözleşmesine sıkı sıkıya bağlı. Zafer Tunaya’ya göre ise Jön Türk hareketin en büyük zaafı 1848 İhtilalini görmezden gelmeleri. Suphi’ye göre en önemli problemlerden biri; Osmanlı toplumunda var olan devletçilik anlayışının halka sirayet etmesi sonucu herkesin devlet kapısında memur olma isteği. Ki kendisi de devletin önemli kademelerine yükselmiş bir memurun, Ali Rıza Bey’in oğlu. Türk burjuvasinin, tarihsel gelişimi neticesinde bir “bilen” olarak, iktidar pastasından bir pay istediği bu dönemde, Suphi’nin fikirleri Yusuf Akçura ile bir parallelik gösteriyor. (Yusuf Akçura veya Kazanlı Yusuf Akçura, Türkçülük akımının önde gelen temsilcilerinden olan Tatar asıllı Türk yazar ve siyasetçi. Türk Tarih Kurumu’nun kurucu üyelerindendir. TBMM’de 2., 3. ve 4. dönem İstanbul milletvekili, 5. dönemde 1935’te Kars milletvekili.) Milli Meşrutiyet Fırkası üyesi olan Suphi, 1913’de İttahatçılar tarafından Sinop’a sürgün edilir. Mayıs 1914’de diğer 12 tutukluyla beraber tekneyle Kırım’a kaçar. (Sivastopol, Bakü, Batum, Kaluga, Ural). Temmuz 1918’de, Moskova’da, Türk Sosyalistler Konferansı’nda yaptığı konuşma onun için yeni bir milat olarak kabul edilebilir. İlk defa Gülhane Hatt-ı Humayun’u diye bilinen 1839 tarihli Tanzimat Fermanı’ndan 1908 İhtilali’ne kadar geçen 69 yıllık ‘degisiklikler’in aslında klik çatışmasından başka birşey olmadığını dile getirir. 10 Eylül 1920’de kurulan TKP, devrim ile reform karışımı eklektik bir zemin üzerine bina edilmişti. Milliyetçi nüve kendini belli ediyordu, Ankara Hükümeti desteklendiği gibi, Ermeni Meselesi üzerinde de Türkler üzerine toz kondurulmayan bir söylem geliştirilmişti.

(Mustafa Suphi’yle Yoldaşlarını Kim Öldürdü? kitabından notlar)

beton ekonomisi

Sizin için ihale yolsuzluklarının nasıl yapıldığıyla ilgili bir seçki derledim. Aynı zamanda bu AKP’nin neden beton ekonomisini sevdiğinin gerekçesidir.

İmar Değişikliği: Açık açık yapılan kamu ihalesinde yandaş en yüksek teklifi verir. Peki rakibi niye daha yüksek teklif veremez? Çünkü yandaş belediyeden, hükümetten garanti almıştır, ihaleyi alır almaz 10 olan kat izni 20’ye çıkarılır. Veya yüzde 50 olan yeşil alan şartı 25’e indirilir. Karlılık büyük oranda artar. Mesela 3. havalimanı sözleşmesinde 105 metre olarak yer alan deniz seviyesinden yüksekliğin 75 metreye düşürülerek, azaltılan hafriyat maliyetiyle müteahhit firmalara çıkar sağlandı ve kamunun milyarlarca dolar zarar uğratıldı.

Şartname: Bunu bilinen bir örnek ile açıklayayım. İstanbul Belediyesi ile Ankara Belediyesi otobüs alma ihalesine çıkmışlar. Bunun için şartnamelerine koydukları özel maddelerle tam olarak “MERSEDES” firmasını tarif ediyor.Bu olay Mersedes’in ülkesinde soruşturmaya neden olunca Mersedes her şeyi anlattı. Dedi ki biz Kadir Topbaş’a 3 avukat üzerinden, Melih Gökçek’e ise elden para verdik dedi. Bunun Türkiye ayağı araştırılsın, suçlular cezasını çeksin diye İstanbul Başsavcısına evrak ulaştırıldı. İstanbul başsavcısının cevabı; bu olay üzerinden çok zaman geçmiştir.

İmara Açma: İmara açık olmayan yerlerden yandaş arazi toplar, belediye araziyi imara açar. Arazinin değeri otamatik olarak iki kata çıkar. Sit alanları da bu şekilde yağmalanmıştır.

İhale Kanunu: 230 defa değiştirilmiştir. Kanunun 3. maddesi diyor ki, bazı ihaleler bu kanunun kapsamından istisnadır. Bu ihale kanunu ilk çıktığında 5 başlık vardı. A,B,C,D,E başlıklarıydı. Bugün Ü maddesine geldik başlık olarak. Yani şimdi 23 maddelik istisnalar başlığımız var. Bunlarda öyle küçümsenecek istisnalar değil. “Davetiye” usulüyle yapılıyor. Bunlar istisna kapsamında yapıldığı için de, ne denetimi var, nede şikayet mekanizması işliyor. Kime isterlerse, hangi fiyattan canları isterse ihaleyi ona veriyorlar.

Torba İhale: Yandaş, kapsamında fiyatları belirlenmiş 10 proje olan ihaleyi alır, en karlı olan 5 projeyi bitirir, daha sonra ihaleyi feseder. Belediye de kendisine fazla problem çıkarmaz, ikmal ihalesi ile kalan ışın bir başkasına veya daha yüksek fiyata aynı şirkete yaptırır.

Bina Tahsisi: Yandaş vakıflara belediyeler tarafından tahsis edilen binalar. Mesela en son 2015’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi, yurt olarak kullanılmak üzere TURGEV’e 6 bina daha tahsis etti. TURGEV’in yanı sıra Ensar Vakfı’na 7, Aziz Mahmud Hüdayı Vakfı’na 4, Asitane Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı’na 1 ve İstanbul Darü’l Fünun İlahiyat Vakfı’na 1 olmak üzere toplam 19 binanın bedelsiz olarak tahsisi yapıldı.